|
Cumartesi, 11 Şubat 2006 |
Yapım gereği zamparalık denen zamazingodan hoşlanmam. İnsanlığın yüzkarası olduğunu düşünürüm zamparaların. Ancak bazı insanlara çok yakışır. Örneğin Casanova… Örneğin Suha Enç…
Ne Casanova’nın ne de Suha’nın zamparalığına tanık olmadım. her şeye karşın inanıyorum anlattıklarına. Bana Casanova’yı sevdiren Stefan Zweig oldu. Suha’yı sevdiren de düşleri yada yaşamı düşselleştirmesi…
Suha’nın kaç kez evlendiğini ve kaç kez boşandığının hesabını yapmakta zorlanıyorum. Arada imamlarla anlaşıp, kıydırdığı nikahları da düşünmek gerekir. Edirne’den Van’a dek her coğrafyada aşkları olan Suha, Turkcell şirketini zengin etmeye kararlı…
Fatih diye bir oğlu olan Suha, İstanbul’un Fatih semtinde yetişmiş bıçkın bir delikanlı. Kırkından sonra azanı teneşir paklar diye bir söze sahip olsak da Suha bu sözü boşa çıkarabilme gücüne ulaşmış bir insan…
Birçok iş yapmış ve yapma yeteneğini yitirmeyen Suha, şu anda Güner Gold adlı devasa bir firmanın yetkili ve yakışıklı ağabeyi…
Dünya görüşümüz bir birimize epey uzak olmasına karşın, bize ve hiç kimseye saygısızlık etmeyen Suha, tam bir İstanbul efendisi…
Aynı zamanda şiir yazabilecek denli ince ve damıtılmış bir zevke sahip olan Suha, yazdığı tüm şiirleri bizlerle paylaşmadan edemez. Kuyumcuların tek ve güvenilir gazetesi olan Kuyumcu Dünyası okurlarına şiirlerini sunan Suha, düşsel zenginliğini biraz da zamparalığından ediniyor kanısındayım…
Çiçeği burnunda bir emekli olan Suha, hak bilir bir şirkette çalıştığından tüm özlük haklarını elde etmenin mutluluğunu yakınları saydığı bizlerle paylaşıyor. Kendinden çok, öteki denileni düşünebilme empatisi olan Suha, İrem pastanesinden aldığı kır pidesini bile arkadaşlarına ortak ediyor…
Bir kez daha vurguluyorum ki, zamparalığı sevmiyorum. Suha’yı seviyorum. Suha’ya yakışan zamparalığı seviyorum…
|