|
Çarşamba, 15 Şubat 2006 |
Dingin bir yaşam süren kasabada dünyaya geldi. Kımıltısız ve ağır akan bir ırmak ikiye bölüyordu kasabayı. Balıklar bile neredeyse donmuş gibi yüzüyorlardı. Çok dikkatle bakılmadığında, hiçbir şeyin yaşanmadığını sanırdınız…
İşte bu kımıltısız kasabada, kıpırtılı bir gün başladı. Uzun yıllar çocuğu olmayan bir kadın doğurdu. Tostoparlak bir kız çocuğu dünyaya geldi. Çok yüksek sesle bağıran ve neredeyse gözle fark edilecek kadar renkli bir sese sahip bir kız çocuğu. Daha ilk günden herkes birbirine bu kızın ağlarken, ağzından kırmızı renk yansıdığını iddia ediyorlardı…
Bu kız büyüdü. Çevresinde pek kimse bulunmuyordu. İnsanlar adeta kaçışıyorlardı kızın etrafından…
Kimsesizliğini kırlara çıkarak azaltmaya çalışıyordu. Çiçeklerle, böceklerle söyleşiyor, hayvanlarla oyunlar oynuyordu…
Küçük bir sincapla oynadığı gün, çevresindeki yaşamı unuttu. O denli bir yoğunlaşma içerisine girdi ki, saatler geçmesine rağmen günün bitmek üzere olduğunun farkına varmadı. Hava kararmıştı. Müthiş bir yalnızlık ve müthiş bir eve dönmeme isteği içerisine girdi…
Havanın soğukluğunu bastırmak için bir mağaraya sığındı. Mağarada bir ayı ailesi yaşıyordu. Beş kişiden oluşan bu aile, neredeyse küçük kırmızı sesli kızı rahatsız etmemek için kımıltısız duruyorlardı…
Kız düşündü. İnsanların duyarsızlığı ve doğanın duyarlılığı. Kız düşündü. Her türlü iletişim aracına sahip olan insanların anlayışsızlığı ve hayvanların son derecede anlayışlı davranması. Kız düşündü. Kız düşündü. Kız düşündü. Kız uyudu…
Kız uyandı. Kız düşündü. Kız karar verdi. Kız doğada yaşamaya başladı. Kız kırmızı renkli sesiyle hala doğada yaşıyor. İnsanlar birbirini boğazlıyor. İnsanlar yepyeni silahlar üretiyor. İnsanlar hiçbir hakka sahip olmadan çok uzak ülkeleri işgal ediyor. Kız düşünüyor. Kız doğada yaşıyor. Kızın sesi kırmızı…
|