|
"Vandalca" budandı iyi hoş da hiç mi bir şey kalmadı geriye... "Theope" (5) |
|
|
Pazartesi, 20 Şubat 2006 |
Can Doğan (24 Ocak 2006)
"Theope" polemiği sürüyor ve ben de sonuçta "ortak" olmasa da bir noktaya varma imkanı bulmak umuduyla son bir yazı yazmaya kararlıyım...
Öncelikle sevgili dostum Coşkun Büktel'le geçtiğimiz günlerde yaptığım bir telefon görüşmesinden söz etmek istiyorum...
Sevgili Coşkun beni aradı ve Sayın Özdemir Nutku'nun Edebi Kurul toplantısındaki sözleriyle ilgili VCD'yi hazırladığını, buluşup beraber seyretmek istediğini söyledi... Maalesef bu konuşmadan sonra kar yolları kesti ve bu buluşma gerçekleşemedi...
Lâkin bu noktada Şahin Ergüney'in ifadesine de dayanarak Özdemir Nutku'nun Coşkun Büktel'inkinden daha önce yazılmış bir "Theope" oyun metni olduğunu ve Coşkun Büktel'in oyununa benzediğini iddia ettiğine ikna olduğumu söyleyebilirim...
(Şahin Ergüney'in Yazısı için tıklayın.)
Açık seçik ifade edeyim ki Özdemir Nutku ayıp etmiş... Onun çapında birinden beklenen şey bu olmamalıydı...
"Theope"nin iyi ya da kötü olup olmadığı tartışılabilir ama çalıntı olduğuna dair hiç bir bilgi ve belgeye ulaşan bir ölümlü insanoğlu olduğunu sanmıyorum...
Ve gelelim "Acar Burak Bengi" kardeşimin yazısıyla ilgili değerlendirmeye...
(Acar Burak Bengi'nin yazısı için tıklayın.)
Açıkçası Burak Kardeşim, daha önce yazdıklarımı bir kez daha okursa ne demek istediğimi anlayacağından ona cevap yazmayı gerekli bulmuyorum. Lâkin yine de bir noktada fikrimi gerek onunla, gerekse bu polemiği takip edenlerle paylaşmak istiyorum...
Öncelikle yazarken dikkat ettiğim önemli bir ayrıntıyı hatırlatmak isterim. Ben sadece kendi görüşümü dile getiriyorum ve bunlardan da bir sonuç çıkarmaya çalışıyorum. Kimsenin de benim gibi düşünmek zorunda olmadığını biliyorum...
Bu noktadan hareketle herhangi bir oyunun "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" ilan edilmesinin son derece kişisel bir tasarruf olduğunu, hele bunu yapan kişinin bizzat oyunun yazarı olmasının hayra alamet olmadığını söylemek istiyorum...
"Theope"nin bir sahne eseri olmadığıyla ilgili görüş bana aittir ve sadece beni bağlar... Bir görüşün ille de temellendirilmesi gerekmez, kaldı ki ille de böyle bir şart varsa "Theope"nin 20 yıl boyunca hiç bir "profesyonel" sahnede boy göstermemiş olmasını örnek olarak verebiliriz...
Şehir Tiyatroları'nun "vandalca" budayıp sahneye koyduğu "şey"e de "Theope" dersek galiba ayıp olacak... Bu noktada belirtmeden edemeyeceğim: Ali Taygun'un sahneye koyduğu "şey"i seyretmek durumunda kalan "çok az" sayıdaki insandan biri olarak seyrettiğim şeyden hiç keyif almadığımı, çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim.
Burak Kardeşim şöyle yazmış:
Yani, siz kendiniz gösterin, Theope'nin vandallık etmeden budanabileceğini ve sahne eseri haline getirilebileceğini. Bu tezinizi kanıtlayın ki, biz de artık Theope üzerine konuşmanın "geyik muhabbeti" olduğunu anlayalım. Bunu yapmadan konuşmak, tam bir "geyik muhabbeti" değil mi?
İnsaf yani...
Ben daha "Theope" insan içine çıkmadan önce, henüz yazılırken okumuş ve bunun sahne eseri olmadığını, olamayacağını sevgili dostum Coşkun Büktel'e söylemiştim, aynı şeyi "Theope"yi "vandalca" budamaya başlamadan önce Ali Taygun'a da söyemiştim... Hatta o zamanlar yaşıma başıma bakmadan bunu Gencay Gürün'le de söylemiştim...
"Theope" bence maalesef sadece okunması gereken, (Allah gecinden versin Coşkun öldükten en az 70 yıl sonrasına kadar) zinhar sahneye konmaması gereken bir "metin"dir...
"Theope"nin nasıl sahne eseri olacağını kanıtlamak için çaba gösterecek son kişi de benim herhalde, çünkü ben, bu uzunlukta ve tempoda bir metnin insanda "seyir" tadı ve sabrı yaratacağına inanmıyorum...
Ha, bu demek değil ki "Theope" metninden başarılı bir sahne eseri olmaz... Olur... Ama önce Coşkun ölür, sonra olur... Ben de o günleri göremeyeceğime göre...
Burak Kardeşimle "yorum" konusunda pek anlaşamıyoruz... Mozart'ın Mısırlı müzisyenler tarafından yapılmış yorumlarını bir dinlesin... O zaman falan yerine zurna, filan yerine tef, bilmem ne yerine darbuka çalındığında da Mozart yine Mozart'tır...
Son bir söz... Bunca yıldır kimsenin söylediğine tanık olmadığım bir söz...
Bir eser ne kadar budanırsa budansın, vurulsun, kırılsın parçalansın içindeki cevher bir türlü ortaya çıkar... Şehir Tiyatroları'nda "Vandal"ca budanarak seyirci karşısına çıkarılan "şey" hatırladığım kadarıyla hep üç beş sıra seyirciye oynanmıştı... "Vandalca" budandı iyi hoş da hiç mi bir şey kalmadı geriye...
Kalan "şey" fırtına estirmeye yetmediyse de bir "esinti" bile yaratmadı...
Burak Kardeşimin bir lafını daha alıntılamak istiyorum...
Coşkun Büktel'in "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" diye nitelediği Theope üzerine; böyle nitelenmesine kimsenin itiraz edemediği Theope
"Kimsenin itiraz edemediği..."
Ben ediyorum işte...
Bu görüşümün ispatı olarak da iddia ediyorum...
"Theope" ben yaşadığım sürece hiç bir "profesyonel" tiyatro tarafından sahneye konmayacaktır... Çünkü "bu haliyle" sahnede oynansın diye yazılmış bir "oyun"dan daha ziyade diyaloglarla oluşturulmuş uzunca bir hikaye görünümündedir.
Birileri çıkıp da bu uzun hikayeyi oyunlaştırmaya kalkarsa da karşısında Coşkun Büktel'i bulacaktır...
Umarım ben yanılırım... Yanılırsam yani, "Theope"yi "profesyonel" bir sahnede seyretme imkanı bulabilirsek Coşkun, Yönetmen, Burak Kardeşim ve ben gala sonrası içmeye gidelim... Hesaplar benden...
(Bu yazı
www.sineklimarket.com adresinde "Theope Polemiği" bölümü altında
yayımlanmıştır.)
|