|
Coşkun Büktel'e açık mektup (3) |
|
|
Pazartesi, 20 Şubat 2006 |
Can Doğan (16 Ocak 2006)
Öncelikle bir görüş olumsuz olabilir ama asla dayanaksız olamaz... Görüşün dayanağı görüşün sahibidir çünkü. Ben yazımda sadece görüşlerimi dile getirdim... Bu görüşlerim Coşkun Büktel'in görüşleriyle örtüşmüyor diye mi dayanaksız...
Yazar yönetmen ve (sahnedeki) eser konusunda zifaf odası benzetmesinin hâlâ arkasındayım... (bu arada bu benzetmeyi ilk kez ben yaptım sanıyordum, belli ki benden önce de birileri yapmış, Coşkun nasılsa yakında belgeleriyle açıklar.) Ayrıca dostlar arasında mevzuatın lafı bile olmaz, Coşkun'un ifadeleri mevzuatın izin verebileceğinden daha kırıcı zaten...
Ama Coşkun'a kırılmak olmaz, ben de kırılmadım...
"Yönettiğimiz" metinlere müdahale etmek konusunda Coşkun haklı... Lakin Kemal de ben de ne bileyim Papua Yeni Gine'deki herhangi bir yönetmen de metin yönetmez, oyun yönetir...
Zaten Coşkun Büktel'in anlamakta zorlandığı, bir başka söyleyişle anlamak istemediği, anlamanın işine gelmediği de bu... Coşkun Büktel düzeyinde adam gibi bir adama, tanışmış olmaktan bile büyük mutluluk duyduğum bir insana haddini bildirmek belki benim haddimi aşar ama birinin artık bunu yapması gerekiyor gibime geliyor...
Coşkun Büktel neye dayanarak Kemal'in de benim de görüşlerimin sığlığı konusunda karar mercii olabiliyor ki? Yıllar yılı önüne gelene (mevzuatın izin verdiği ölçüde) bunca saldırgan olma hakkını nereden buluyor Coşkun Büktel...
"Düşünce suçu" diye bir illetle yıllar yılı savaşılan bir ülkede ülkenin en aydın en ilerici en özgürlükçü kişilerinden biri olarak tanınan Coşkun Büktel hangi hakla benim, Kemal'in onun bunun düşüncelerini yargılama ve hatta daha da ileri gidip "sığ" deyip mahkum edebiliyor şaşıyorum...
Coşkun Büktel'e göre Coşkun Büktel gibi düşünmeyenler esasen "hiç" düşünmüyorlardır... Bunun siyasi literatürde bir karşılığı var ama bunu ifade etmeye (mevzuat müsait değil).
Neticede Coşkun Büktel tariflerini kendine göre yaptığı kavramları bir kere daha gözden geçirsin... "Tiyatro" denen şey daktiloda yazılan ve kağıt üzerinde kalan bir şey değildir... Ona metin diyoruz... İngilizcesi de "text".. Hani tekstil kelimesinin kökü olan kelime... Türkçesi doku demek... Netice itibariyle tekstil sektörü "kumaş" üretir... Sonra o kumaş "kesilir", "biçilir", "delinir" ve pek çok aşamadan sonra cinsine göre artık gömlek mi olur, don mu olur, masa örtüsü mü olur taharet bezi mi bilinmez... Burada tasarruf hakkı kumaşın "maddi" sahibinindir, kumaş üreticisinin değil... Biçimlendirmede yorum hakkı da terzinindir...
Kumaş üreticisi kumaşını çok seviyorsa satmaz olur biter... Ama sattıktan sonra terzinin tepesine dikilip yok "gömlek kısa kollu olsun" yok "düğmeleri falanca renk olsun" yok "yakası şöyle olsun" deme hakkına sahip değildir... Ama ille de böyle bir alışkanlık edinmişse kimse ondan bir daha kumaş almaz...
Coşkun Büktel bir noktada haddini aşıyor ve şöyle diyor:
Coşkun Büktel’in “Theope”yi yönetmek gibi bir talebi gerçekten de vardır. Ama Büktel’in asıl tercihi, “Theope”yi, Büktel’le iş birliğinden kaçınmayacak, yetkin ve kompleksiz bir yönetmenin yönetmesidir. Böyle bir yönetmen bulunamıyorsa, “ancak o zaman”, Coşkun Büktel, “Theope”yi yönetmeye taliptir. Bu talebimi daha önce şöyle bir cümleyle ifade etmiştim: “Devlet Tiyatrosu oyunlarımı yönetecek yönetmen bulamıyorsa, oyunlarımı kendim yönetmek istiyorum.” (Bakınız: “Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları”, sayfa 125.)
Bunun Türkçesi: Coşkun Büktel'in bir metnini sahneye koymak için ancak ve ancak onun lafını dinleyecek biri bulunmalıdır...
Devlet Tiyatrosu oyunlarımı yönetecek yönetmen bulamıyorsa, oyunlarımı kendim yönetmek istiyorum.”
Ne demektir bu ve kadar maksadı aşan bir ifadedir. Devlet Tiyatrosu bütün yazarların metinlerini sahneye koyacak bir yönetmen buluyor ama sıra Coşkun Büktel'e gelince fosluyor... Bu durumun alternatifi kim? Coşkun Büktel...
Ben "sığ" kelimesini kullanmayayım ama şu kadarını söyleyeyim "Theope"yi yönetmenlerin bile yönetemediği ortadayken yönetmenliği meslek olarak seçmemiş birinin buna alternatif olmasını düşünmek pek hayra alamet bir iş değilmiş gibime geliyor. (hay bu mevzuatın)
Coşkun Büktel zannediyor ki oyuncular, dekorcular, kostümcüler, ışıkçılar hatta olduğu yerde durup duran sahne tahtası onun daktilosunda bastıkça kağıda iz bırakan tuşlar gibidir... Hiç de öyle değildir... Coşkun Büktel zannediyor ki rol verdiği oyuncular ona daktilosunun tuşları kadar itaat edecek... Coşkun Büktel işte bunlar yüzünden zannediyor ki, birileri "Hadi bakalım, yıllar yılıdır bu oyunu yapmak istiyordun, yap." dese becerebilir...
Olmamışa hüküm vermiş gibi olmasın diye bu kadarını söylemekle yetiniyorum...
Yanılmayı çok isteyerek bir kehanette bulunayım... Coşkun Büktel öldükten sonra 70 yıl geçmeden "Theope" hiç bir profesyonel tiyatroda oynanamayacak... Oynansa da Coşkun Büktel "İşte budur." diyemeyecek... Çünkü sahnedeki hiç bir şey kağıt üstündekilere benzemez...
Coşkun Büktel kendisiyle ilgili yazılan her yazıda ortaya konan düşüncelerin sığlığı ile uğraşacağına biraz da o yazılardan istifade etmenin yolunu arasa iyi olacak...
Özdemir Nutku - Coşkun Büktel hadisesine gelince...
"Özdemir Nutku gibi ünlü bir profesörün otuz kişilik bir resmi toplantıda Theope hakkında yalan söylediği kesinleşmiş olmasına rağmen, ne sen ne de Can Doğan, bu iğrenç skandal hakkında tek kelime söyleyemiyor, herkes gibi susuyorsunuz."
Buyurmuş Coşkun Büktel... Açıkçası hangi konuda konuşup konuşmayacağımıza da Coşkun Büktel'in karar vermesi gibi bir durumla karşı karşıya kalıyoruz... "söyleyemiyor" ne demek... Kimden korkumuz var ki "söyleyemeyelim"... Özdemir Nutku'dan mı korkacağız, Coşkun Büktel'den mi... İddialar kesin belgelerle ortaya konana, kişisel kanaatim oluşana kadar fikir beyan etmeyi uygun bulmuyorum. Sözü edilen VCD'yi kendi gözlerimle seyredene kadar da bu hal böyle sürecek... Tıpkı yargı sürecindeki hadiseler hakkında konuşmama eğilimi gibi...
Ve son bir söz... Yayıncılık üzerine... Öncelikle www.sehirtiyatrolari.com olarak hiç bir kaynaktan copy+paste yayın yapmıyorum. Bu sebeple de bana konuyla ilgili herhangi bir yazı gönderilmediği için yayınlama imkanım yoktu. Ancak şu kadarını söyleyeyim hakaret ve küfür içermeyen her türlü yazıyı sitede "verbatim" (harfi harfine) yayınlıyorum... Tıpkı Coşkun Büktel'in yayınlanmasını istediği mektubunu az sonra yayına vereceğim gibi... Yazılar 2-3 hafta ana sayfada kaldıktan sonra alt linklerde ilanihaye okuyanlara ulaşabiliyor...
Vaktim az olduğu için uzun yazdım kusura bakmayın...
(Bu yazı
www.sineklimarket.com adresinde "Theope Polemiği" bölümü altında
yayımlanmıştır.)
|