|
Devlet Tiyatroları'ndaki sancının gerçek nedeni |
|
Yirmidokuz Ağustos’u Zafer Bayramı’na bağlayan gece uyku tutmadı. Uyuyamadım. Her Türk insanı gibi televizyonun karşısına geçtim. Birbirine benzeyen, hatta aynısı olan kanalları zapladım. Daha oniki saat geçmemesine karşın, inanın kanalın adını unuttum. Bunun birçok nedeni var. Nedenlerinden biri benim aptallığımsa, bir diğeri kanalların aynılığıdır…
Kelli felli adamlar, oturmuşlar Devlet Tiyatroları’nın sorunlarının nedenselliğini tartışıyorlar. Hemen hemen tümünün kapitalist yönsemelerle devinmesi nedeniyle, çıkarsamaları da kapitalistçe oluyor doğal olarak…
Oysa, özellikle ülkemiz uygulamasına bakıldığında, Devlet Tiyatroları’nın en büyük sorunu kendisidir. Devlet Tiyatroları gibi bir ucubenin kurulmasından günümüze dek gelmesi bile başlı başına bir sorunsal…
Fransız Şehir Tiyatroları’nın bir benzeri olan Alman Menşeli Devlet Tiyatroları, kurulurken halklaşma gibi bir sorunsal ve sorumluluğa sahip olmadığından, uygulama anlamında da eşyanın tabiatına uygun olarak halk dışı deviniyor…
Refik Erduran’dan Tamer Levent’e, şu anda adını anımsamadığım müşteşardan adını bilmediğim ve hiçbir zaman öğrenme gereksinimi duymadığım Turizm ve Kültür Bakanı’na dek hemen her türden kültür esnafının bulandığı ve bulaştığı bu tartışma, Devlet Tiyatroları’nın daha iyi nasıl olabileceği tartışmadan inan olsun hiçbir şey anlamadım. Sorduğum hiç kimse de hiçbir şey anlamamış…
Anlamadığıma göre neden yazı yazma gereksinimi duyuyorum. İnan olsun onun da nedenini bilmiyorum…
Hep acıdan, hep sancıdan ve pansumandan bahsedildiği için sanırım bu türden tartışmalar dikkatimi çok çekiyor. Bunun nedenini biliyorum işte. Küçükken küçük kızların gönlünü çekmek için onlarla hep doktorculuk oynar ve kendime doktor rolü verirdim. O zamanlar hep acı, sancı ve pansuman sözcüklerini ezberlemiştim. Sanırım bilinçaltım depreşti ve bu tartışmayı izleme gereksinimi duydum…
Bu tartışmadan belleğimde kalan söylemden biri de Devlet Tiyatroları’nın özerk, özgür, bağımsız, çağdaş ve neredeyse devrimci olması isteğiydi. Bu söyleme AKP yöneticileri de dört elle sarılıyorlardı. Bir türlü anlayamadım bu söylemi. Ha bir de siyasetten bağımsız olmaları gerekiyormuş. Allah Allah… Hem parayı siyatsetçinin belirlediği bağlamda alacaksın ve hem de bağımsız olacaksın. Güldürmeyin kargaları allasen…
Bağımsız tiyatro olur mu? Bal gibi olur… Devrimci, çağdaş, özgür tiyatro olur mu? Reçel gibi yada tereyağ gibi olur. Peki nasıl olur? Gücünü halkından alan, gücünü Efes Pilsen ve Kültür Bakanlığı’ndan almayan tiyatro bağımsız olur. Örnekse Bulunmaz Tiyatro bağımsız olur. Örnekse Dostlar Tiyatrosu ve Ankara Sanat Tiyatrosu bağımsız olamaz. Çünkü onlarının patronu vardır. Onların patronu Efes Pilsen ve Kültür Bakanlığı’dır. Bulunmaz Tiyatro’nun patronu yoktur. İlla bir patron aranıyorsa, Bulunmaz’ın patronu halktır…
|