|
Cumartesi, 07 Ocak 2006 |
Ülkemiz, kapitalist yörüngeden sapmasın diye birçok etmen gerekiyor. Bunlardan biri de edebiyat cephesi…
Oniki Eylül Faşizmi’yle birlikte, emekten yana devinimi yıkmak için herşey yapıldı. Edebiyat cephesindeki gerici ayaklanma, bu oluşumda yerini aldı…
Latife tekin gibi neredeyse halusinasyon görenlerden tutun, Orhan Pamuk gibi imgelem yoksunu kişilerin yıkanıp yağlandığı bir süreçten geçtik, geçiyoruz…
Genelde emeğe, özelde sosyalizme karşı oluşturulan bu inşaatta birçok firma ve kişi görev aldı. Bunlardan biri de altanlar inşaat şirketidir…
Hepimizin bildiği gibi, ülkemizdeki feodal yapılanmanın ticaret ve sanayi alanına yansıması da aile şirketi anlamında oluyor. Altanlar İnşaat Şirketi’nin kurucusu olan Çetin Altan, sosyalizmden devşirdiği sözcüklerin kavramsal işlevinden yararlanarak, ölünceye dek köşkte yaşayabilmenin konformizmini oluşturdu. Yine köşkte dünyaya gelen ve el bebek gül bebek büyüyen Ahmet Altan ve Mehmet Altan da bu konformizme tutsak oldular…
Nasıl ki, insan çiftçice düşündüğü için çiftçi olmaz, çiftçi olduğu için çiftçice düşünürse, Oğul Altanlar da köşkün buğulu ve yanılsamalı evreninde, hafif solumsu davranıp, bizleri can evimizden vurdular. Yada vurduklarını sandılar…
Berfin Bahar Dergisi’nin Orhan Pamuk dosyasını severek okuduğumdan, Ahmet Altan dosyasına katkıda bulunmak istedim. Ahmet Altan’ı içerisinde bulunduğu konumdan soyutlayarak salt yapıntılarıyla ele alırsak, sanırım eksik bir iş yapmış oluruz…
Birkaç yapıntısını okumak zahmetinde bulunduğum Ahmet’in, özellikle “Aldatmak” adını verdiği ve roman diye iddia ettiği yapıntısı, her yanımı kastı ve bende kalıcı baş dönmeleri oluşturdu. Yapıntıyı okuyunca uzun zaman kusma nöbetlerine tutuldum. Kitabı yayımlayan yayınevinin aynı caddesinde bir tiyatrom olduğundan, bu nöbetlerim hala sürüyor. Bir ruhhekimine görünmem şart oldu…
İnsanın bu denli aşağılandığı, salt penis ve vagina olarak görüldüğü bu yapıntıyı yazan insanla aynı enlem ve boylamda yaşadığım için inanın utanç duyuyorum…
Oniki Eylül Faşizmi döneminde tutukluyken askerlerin yaptığı işkencenin daha ağırını bana duyumsatan Ahmet Altan ve diğer Altanlar İnşaat Şirketi elemanlarından kalıcı rahatsızlık duydum…
Orhan kemal, Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Erkan Yücel… gibi insanların yetiştiği bu coğrafyada bu denli vıcık vıcık işler yapan insanlara karşı sosyalist söylem düzlemi geliştirmeliyiz. Eleştirilerimizi korkarak, yan çizerek değil, hiçbir holding yada benzeri uzamların oluşturduğu kıstırılmışlık duygusundan arınarak yapmalıyız…
Evet, Orhan Pamuk, Kaan Arslanoğlu, Latife Tekin… gibi yılgınlık aşılayan yapıntıcılara karşı donanımlı eleştiriler sunmalıyız. Altanlar İnşaat Şirketi gibi tümel kapitalist saldırı odaklarına karşı söylemler geliştirmeliyiz. Yabancı ülke kültür merkezlerinin hazırladığı ve holding kültür merkezlerinin oluşturduğu kapitalist kültüre karşı göğüs germeliyiz. Tüm bunlar için de emeğin iktidarına yürüyen yolda örgütlü savaşımdan yana olmalıyız…
Yukarıda da değindiğim gibi, Berfin Bahar Dergisi Aralık sayısıyla birlikte bir sıçrama yaptı ve kapitalist sanat üreticilerine karşı bir düzlem geliştirdi. Bu bağlam sürdükçe desteklemeyi sürdüreceğiz…
Bol okumalı ve bol güneşli kış günleri… |