|
Salı, 28 Şubat 2006 |
Çok uzun zaman önce balık olan atalarımız, yüzmeyi bizden iyi biliyorlarmış. Hoş, yine bizden iyi biliyor sayılırlar. Dünyanın tüm sularında yaşama becerisi gösteren atalarımız, yaşamın gerçek kaynağının su olduğunun bilincindeler…
İnsanın suya yakın olduğu oranda çağdaş ve uygar olabileceğinin ayrımında olan filozoflar her ne denli sözcüğün içerisinde “fil” olduğundan, bu canlıya yakın dursalar da “balık” daha çok yakışıyor onlara…
Bence, balık dönemimizde insan-filozof ayrımı söz konusu değildi. Daha çok eşit olduğumuz bu “balık dönemi” canlıların tarihine altın harflerle kazınmış. Balıkyağı tabletlerine gizlenmiş şifreli yazıları okuyabildiğimiz oranda canlılar tarihinin gizlerinin ayrımına varabiliriz…
İlkel diye “tu kaka” edilen dönemlere gerçekten ışık tutabilme olanağımız olsa görürüz ki, son derecede pırıltılı olan bu dönem, ırk ayrımının da olmadığı bir dönemdi. İlk oluşum sürecinde balıklar: uskumru, palamut, mezgit, kırlangıç… gibi ayrımcılığa uğramamışlardı. Ne zaman ki Hitler gibi nasyonal sosyalist diye kendilerini ve toplumu kandıran faşistler dünyaya kan kusturmaya başladı, balıklar da ırk ayrımına tabi tutuldular…
Siz hiç “balık gribi” yada “deli balık” diye kavramlar duydunuz mu?.. Ben de duymadım. Hiçbir zaman kuşların ve danaların tutulduğu hastalıklara tutulmayan balıklar, suyun arındırıcılığı sayesinde sağlıklı bir yaşam sürüyorlar…
Bizlerin de sağlıklı ve pırıltılı bir yaşam sürmemizi istiyorsanız, mutlaka atalarımızın temizliğine ulaşmamız gerekiyor…
|