header image
Ana Sayfa arrow Günebakan arrow Organize İşler yada...
Organize İşler yada... Yazdır
ImageHer alanda olduğu gibi gösteri sanatlarında da yanılsamalı gerçeklik kendini dayatıyor. Israrla üzerinde durduğumuz tarih olan Oniki Eylül Faşizmi’yle birlikte, halktan yana olduğunu savlayan kişi ve kurumlar, bu yanılsamalı gerçekliği oluşturmak için son derecede yoğun bir çaba içerisinde…

Her alanda olduğu gibi gösteri sanatlarında da yanılsamalı gerçeklik kendini dayatıyor. Israrla üzerinde durduğumuz tarih olan Oniki Eylül Faşizmi’yle birlikte, halktan yana olduğunu savlayan kişi ve kurumlar, bu yanılsamalı gerçekliği oluşturmak için son derecede yoğun bir çaba içerisinde…

Halktan yana olduğunu savlayan yanılsamalı gerçekliğin çeşitli üretim merkezleri var. Bunlar başarılıdan başarısıza dek belli bir bağlamda kategorize edilebilir. Beşiktaş Kültür Merkezi de gösteri sanatları alanında çok başarılı bir yanılsamalı gerçekçi uzam…

Ankara Sanat Tiyatrosu ve Dostlar Tiyatrosu gibi sözde devrimci ve halkçı tiyatro şirketleri, Oniki Eylül Faşizmi’yle birlikte maskelerini sıyırıp, gerçeğin yanılsamaya dönüştüğü süreçte işlevlerini yerine getirip T.C. Turizm ve Kültür Bakanlığı ile Efes Pilsen bira fabrikasının halkla ilişkiler örgütü gibi çalışmaya başladıklarında, burjuvazi, bu türden kurumların yetersizliğinin ayrımına vardı. Recep Tayip Erdoğan’ın gösteri sanatları versiyonu olan, garip bir rastlantı olsa gerek, zatların soyadları da aynı, Yılmaz Erdoğan ve çok şirin ekibi, her olanağı sonuna dek kullanıp, yanılsamalı gerçek üretim tesislerini oluşturdular…

Şiir dedikleri mırıldanma, oyun dedikleri halkı aşağılama, televizyon dizisi dedikleri didaktik bir otur yerine, en ucuzundan bir kesekağıdı ayçekirdeği al ve sömürülmen için önerdiğimiz imgelem ilaçlarını belli aralıklarla iç önerileri, sinema dedikleri iç gıcıklayıcı dertlenmeler… Bu ve benzeri işleri çok iyi yerine getiren Beşiktaş Kültür Merkezi, doğal destekçisi olan medya rüzgarıyla her daim sörf yapıyor. Zaman zaman cumhuriyet gazetesi birazcık eleştirir gibi yapıyor, sanırım onların da bir yerlerden kulakları çekiliyor ve durum istendiği gibi sürüyor…

İmdi, her ne denli genel bir eleştiri perspektifimiz olsa da bizi bu yazıyı yazmaya iten etmene gelelim: Sekiz Ocak İkinbinaltı tarihli Cumhuriyet’in Pazar Eki’nde yayımlanan bir röportaj. Tolga Çevik ile Özgür Erbaş’ın çok uzun söyleşisi. Aynı zamanda kapak konusu. Okumayan insan bir şey var sanır. Okur gibi yapan da bir şeyler anlattığını sanır. Ancak, kapitalist kültüre karşı olan ve donanımlı bir okur, yanılsamalı gerçekliğin süreğeni olan yazının işlevini kavrar. Belki yazarı yada editörü kavramamış olabilir. Bu onların donanım sorunu. Biz salt sahne sanatlarıyla uğraşmayıp, aynı zamanda faşist sanata da karşı olduğumuzdan, her türden yanılsamalı gerçekliğin ayırtına varmak zorundayız…

Nereden başlayalım. İnan olsun tam kestiremiyorum. Hem o denli yoğun bir tutamak sözkonusu ve hem de o denli ne idüğü belirsiz bir zamazingo ki bu yazı, bakalım nasıl bir giriş yapacağız…

Bu yazının beni F klavye başına iten canalıcı yanından bahsedeyim önce… Yazının tam üç yerinde sinema biletinin Onbeş Milyon olduğu anlatılıyor. Sanırım İkibinbeşte yapılan bir söyleşi yada oğlumuz Tolga Çevik, o denli rahat bir yaşam sürüyor ki, sanırım “milyon” yerine “YTL” kullanıldığını unutmuş yada anımsamıyor. Belki de bilmiyor…

Özgür kardeşim, nasıl olsa özgür biri, özgürce soruyor; filmin kurtarıcı kültürüne de bir eleştiri olduğu söylendi, ama yapılan tespitler yetmiyor da bir çare önerilmesi bekleniyor sanki… Tam bir cahilce ve tam bir çanak soru… evet Tolga ağabeyimiz kocaman bir yanıt veriyor: Şimdi bu filmi 40 yaşında biri seyretse ve 40 senedir, çözüm bulamadığı şeylere, 15 Milyonluk bir sinema biletiyle çözüm bulmak isterse burada çok büyük bir tehlike var demektir. Biz zaten çözüm bulamadığımız şeyleri… bakın, biz de bu olaya buradan baktık… diye anlatıyoruz. Bu filmde, şunu yaparsanız hırsızlık durur deseydik, dünya tarihine geçerdik herhalde… Ayrıca şu aşamada kimsenin böyle bir gücü yok, zaten hırsızın da yolu yok…

Neresinden başlayalım, her şeyden önce, sanırım Tolga beyler, büyük bir pedagog ki kırk yaşında bir insanın, doğar doğmaz şeylere çözüm aradığını savlıyor. Ben de elli yaşımda olduğuma göre, demek ki elli yıldır şeylerime çözüm arıyormuşum. Sağolsun yeni bir pedagoji kavramı geliştirdi. Frued’un kemiklerine selam…

Demek ki Onbeş değil de ne bileyim, varsayalım Yüzeli Milyonluk bir sinema biletine sahip olan bir halk kahramanı olsaydık belki de şeylerimize çözüm bulabilecektik. Milton Friedman’ın kemiklerine selam…

Bu arada Tolga beyler yada yanılsamalı gerçekçiler, çözüm bulamadıklarını dıştalaştırıyorlar yada tetikliyorlar. Bu ne biçim tümce diye sormayın. Daha şeyler bulamadığımdan, bakın biz şeylere böyle tümce oluşturuyoruz diye bir örnek sundum sizlere değerli Onbeş Milyonluk sinema bileti sahibi halkım… Şunu yaparsanız hırsızlık durur deseydik… Diyor ağabeyimiz. Biz diyoruz: Sosyalist bir düzen kurulabilirse yada en azından gerçek anlamda halkçı bir düzen kurulabilirse, hırsızlık durur. Evet dedik ve sanırım tarihe geçmeyeceğiz. Tarihe geçme gibi bir derdimiz de yok…

Özgürce sorulan bir başka soru: Belki de ağlamak için gidiyorlardır… Bu soru tekil anlamda havada kalıyor. Ayrımındayım. Ancak ne önemi var. Havada kalmasa ne yazar. Dikkat buyurun yanıt, soruyu tamamlıyor: Hayır değil. Hiç kimse ağlamak için Onbeş Milyon para vermez. Demek ki ağlatan filmciler üçkağıtçı. Hem Onbeş YTL alıyorlar ve hem de ağlatıyorlar. Vay düzenbazlar…

Bir başka özgürlükçü soru: Filmde fazla İstanbul var eleştirisi için ne diyorsunuz? El yanıt: İnsan daha ne ister, hangi helikopter servisi bu kadar geniş bir tur attırır. Yani Onbeş Milyona hem filmi izleyip hem de nasıl bir şaheserin içinde yaşadığını görüyorsun. Aşağıya indiğinde de ne kadar berbat bir hayat yaşadığını anlıyorsun…

Pöh… Pöh… Ağabeyimiz, tam bir sosyolog… Adamın babası avukat, adam Amerika’da eğitim görmüş, adam konservatuarda okuyamadığı için hüngür hüngür, adam Cem Yılmaz’ın akrabası, adam boyu kadar ödüle sahip, biraz daha ödül alsa boğulacak… Bunları nereden biliyorum. İnanın çok geniş bir yazı olduğundan hepsini Cumhuriyet Gazetesi sayesinde öğrendim. Özel bir çaba harcamadım. Otuzbeş yıldır tiyatro sanatıyla ilgilenmeme karşın, adamın neliği konusunda hemen hemen hiçbir bilgiye sahip değildim. Sağolsun Cumhuriyet…

Bir başka özgür soru: Başarılı olmaya mı karar verdiniz? El yanıt: Ben yaptığım işte zaten başarılıyım. Boyumca ödülüm var, ama bu meslekte kendini biraz satman, pazarlaman gerekiyor. Ben bunu 32 yaşında öğreniyorum…

Canım ağabeyciğim, otuziki yıllık ömründe bu şeye bir çözüm bulamadınsa, yanılsamalı gerçek üreten Organize İşler İnşaat Şirketi, seni nasıl şeyleştirip çözümleştirecek, gençlerin diline pelesenk olan biçimde yazıyorum: Bilemiyorum yani…

Evet, her yazımda değimdiğim gibi, bu ülkede bir Oniki Eylül Faşizmi oldu ve bunu yapanlar anayasal güvencelerle donatılıp, ahir ömürlerini geçirdi yada geçiriyorlar. Şili’de Pinochet yargılanıyor, Yunanistan’da Albaylar Cuntası yargılandı, Portekiz ve İspanya’da faşistler bir biçimde yargılandılar, Güney Amerika da iş o denli ileri gitti ki, işçi yada sosyalizm söylemli partiler iktidara geldi, geliyorlar. Ne yazık ki, biz hala faşist maddelerden ördüğümüz anayasal güvencelerle onyedi yaşında asılan Erdal Eren’in hesabını soramıyoruz. Hiçbir anayasal suç işlememesine karşın, gömütü bile bilinmeyen Hayrettin Eren’in hesabını soramıyoruz. Konumuzla ne ilgisi mi var? Çok ilgisi var…

Uzun yıllardır, gerçek anlamda sanat üretme gereçleri elinden alınmak istenen bir sosyalist olarak, hiç olmazsa yazarak savaşımımı sürdürmeye çabalıyorum…

Bildiklerimi, gördüklerimi insanlara yansıtmaya çalışıyorum…
< Prev   Next >
Duyuru
Hilmi Bulunmaz'ın yağlıboya tablolarını satınalabilirsiniz
Image






Satınalabileceğiniz tabloları görmek için tıklayın
Link
Image








OYUN
aylık tiyatro dergisi

www.tiyatroyun.com

Hilmi Bulunmaz'ın çıkardığı aylık tiyatro dergisinin web sitesini ziyaret etmek için tıklayın.
En çok okunanlar
Sitede kim var?
Şuan 37483 misafir çevrimiçi ve 1 üye çevrimiçi
  • gunay