|
Cuma, 03 Mart 2006 |
Bazı insanlar vardır ki yalındır. Onun üstüne-altına yada sağına-soluna herhangi bir önad eklemek gerekmez. Erol da bunlardan biri…
Hoş önad eklenen insanlar yanlıştır diye bir saptamada bulunulamaz. Ancak dediğim gibi Erol, son derecede yalın ve anlaşılır bir kişi…
Neredeyse çocukluğundan bu yana tanıdığım Erol, daha şiir yazmadığı zamanlardan beri, hep bana şair görünümüyle yansımıştır. Ruh nedir?.. Tartışılır ama… Şurasını tartışmam ve tartıştırmam: Erol’un ruhunda büyük bir şair yaşar…
İnsanlarla bazen yollarım ister istemez kesişir. Bu kesişmeler genel olarak bana zenginlik katar. Karşımdaki insana da… İşte bu zengin karşılaşmanın öznelerinden biri de Erol Özyiğit’tir…
Bir zamanlar kuyumculuk yapan Erol, bir nedenle yanıma gelmiş, çalıştığı işyeri adına bir istekte bulunmuştu. Elimi çok gevşek sıkması nedeniyle canım sıkılmış ve tokalaşmanın sert olması gerektiğini söyler söylemez, umduğumdan da sert bir tokalaşma yapmıştı benimle…
İşte, daha o zaman elvermiştim kendisine. Yazı-makinemde duran kağıdın üzerindeki karalamanın şiir olduğunu öğrendiğinde, kendisinin de bazı karalamalar yaptığını dile getirdi. Ben de Erol’a şiiri bırakmaması gerektiğini söyledim. Yüzüme baktı ve sadece tek bir sözcük söyleyip gitti: “olur”…
O gün bu gün şiir yazan Erol’un kaç kitap bastığının ayrımında bile değilim. O denli çok yazıyor ve o denli çok yayımlıyor ki yetişmekte zorlanıyorum…
Aynı zamanda dergicilik ve “şair örgütçülüğü” gibi işlere de bulaşan Erol, şiirden boş kaldığında da bakkallık yapıyor. Zamanının çoğunu bakkal dükkanında harcamak zorunda kalan Erol, her an şiir düşünerek yaşamını sürdürüyor…
|