|
Hindistan'ın kapısı: Bombey - 1 |
|
|
Pazartesi, 06 Mart 2006 |
Cemal Bulunmaz
Metropollerin belki de en büyük benzerliği, ortak noktası hangi kültür tarafından yaratılmış olursa olsun insan ilişkilerini sıfırlaması, büyük umutlarla kendisine gelenleri acımadan sindirmesi. Üzerinden kızıl bir gökyüzü ve üzerine koyu gri dumanlar yükselen bu canavarlara dünyanın her yerinde rastlamak olası.
Yoksulluğun tüm yoğunluğuyla yaşandığı, suçun tavana vurduğu bu yerlerin aynı zamanda kültürel yaşamın merkezi, “uygarlığın” doruk noktası olması ise büyük bir ironi, metropolleri bize sevimli kılan bir tesellidir.
Bu dev yerleşim yerleri batı toplumlarında başarı ile işlevini yerine getirirken, doğu toplumlarında sindirme yetisini her zaman yerine getiremeyebiliyor. Dünyadaki örneklerinin tüm özelliklerini taşırken, en yakından tanığı olduğumuz İstanbul gibi içinde doğu kültürü de bulunan yerlerde hala şaşırtıcı bir sıcaklığa, gülen yüzlere rastlanabiliyor.
Sözgelimi baktığım noktadan Tahran, Riyad, Pekin, Kuala Lumpur “metropol” sözcüğünün anlamı dışına çıkan özellikler de taşıyor. Hindistan’ın en kalabalık kenti ve ticaret merkezi olan Bombay ise bu yerlerin en tuhafı, ziyaretçilerine en fazla sürprizler sunanı.
Yarımada biçiminde bir toprak üzerine inşa edilen Bombay, güneyden kuzeye önce turistik merkez, ardından oteller ve ziyaret yerleri, onun üzerinde iş merkezleri, yerleşim yerleri ve önce küçük, sonra dev sanayi kompleksleri biçiminde yükseliyor.
...
İstanbul’dan Bombay’e Arap ülkelerine ait havayollarından biri ile gitmek gerekiyor. Seçenekler Emirates, Gulf Air ve Ürdün Havayolları. Benim tercihim, dönüş yolunda Bahreyn’de bir gece ücretsiz konaklama vermesi ve hizmet konusunda bir sürü ödülü olması nedeni ile Gulf Air oldu. Avrupa’dan giden ziyaretçiler ise British Airways uçuşlarını tercih edebilirler.
Bombay’a ziyaretim kış mevsimine, dahası İstanbul’un kara yenik düştüğü, beyaza boyandığı bir zamana rastlıyor. Bir önceki gün kardan dolayı Atatürk Havalimanı’nda tüm iniş ve kalkışlar iptal edildiğinden biraz kaygılıyım.
Önce Bahreyn, ardından Abu Dabi’de uçak değiştirdikten sonra ertesi gün Hindistan saati ile 04:00’da, henüz aydınlanmamış olan Bombay üzerine inişe geçiyoruz.
Bahreyn de Abu Dabi de Hintli işçilerin yoğun olarak çalıştığı bölgeler. Bu yüzden Abu Dabi – Bombay uçağında benden başka üç beş “yabancı” kalıyor, hemen hemen tüm yolcuları ülkelerine dönen Hintliler oluşturuyor. Gökyüzü bulutsuz ve henüz çok yukarlarda olmamıza karşın dışarının sıcaklığı dünyanın başka herhangi bir yerine göre oldukça yüksek. Yere yaklaştıkça zifiri karanlığı dağıtan ışıklar iyice seçilmeye başlıyor, kısa bir süre sonra yapıları seçebiliyorum.
Uçak Bombay Havaalanı’na indikten ve tamamen durduktan sonra kapılar açılıyor, özellikle Avrupa iklimine alışkın olanları şaşkınlık içinde bırakacak bir sıcaklık ve garip bir koku ben henüz kemerlerimi çözmemişken uçağın koridorlarını aşıp yanıma ulaşıyor.
Bombay Havalanı’nda kısa süren pasaport kontrolünden sonra bagajımı alıyorum ve tek başıma dışarı çıkıyorum. Lonely Planet’in rehber kitaplarına ve internet’ten topladığım bilgilere çok fazla güvendiğimden ne uçak rezervasyonum ne de havaalanında beni karşılayacak biriyle bağlantım var.
Son kapılar da açılıp dışarı çıktığım anda kendimi Hindistan’ın tam ortasında, kültürüyle, tarihiyle, değerleriyle bu ülke insanlarının içinde buluyorum. Ellerinde karşılayacakları konukların adları yazan kağıtlarla yüzlerce kişi bana bakıyor, birkaç saniye üzerimde kalan bakışlar arkamdan bir başkasının çıkmasıyla yer değiştiriyor, yeni hedeflerine yöneliyor. Kalabalığı geçtiğimde taksicilerle karşı karşıya kalıyorum. Daha önceki deneyimlerim ve Sultanahmet’te oturuyor olmam nedeniyle taksicilere elimle teşekkür ediyor, ilerliyorum.
Bombay’in en ideal konaklama yerleri, şehrin turistik merkezi Colaba’da bulunuyor. Burası havaalanına oldukça uzak ve taksi ya da servis otobüsü ile gitmek gerekiyor. Taksi durağına kadar yürüyor ve pazarlık yaptıktan sonra şehir merkezine doğru yola çıkıyorum.
Şunu söylemeliyim ki, Hindistan’da ne taksicilerin ne de bir başkasının parayla ilgili konularda pek fazla sorun çıkarması olası değil. Her ülkede olduğu gibi yabancılara daha fazla fiyat söyleniyor ve bir Bombaylıya oranla daha fazla parası alınmak isteniyor. Ancak bu durumla başetmeyi Bombay’da bir iki günde öğreniyorsunuz. Bunun kesinlikle kötü niyetli bir şey olmadığını, Yunanistan ve İtalya gibi Avrupa ülkelerinde de böyle şeyleri sık sık yaşadığımı söylemeliyim. Bana kalırsa bu kültürle ilgili bir şey ve anlayış gösterilmesi ve duruma uygun davranılması gerekiyor.
Devam Edecek
Bizim Avrupa Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
|