Ülkemizde dergicilik, içler acısı durumda. Hemen sanılacağı gibi şu ülkede böyle, bu ülkede şöyle, öbür ülkede öyle yada bir başka ülkede “Turkish Delight” gibi… demeyeceğim…
İnanın, kendi dilim olan Türkçe bile o denli benden uzak ki, yabancı dilleri bilmem söz konusu olamaz. Bundan ötürü, gavur illerinin dergilerini incelemem mümkün değil…
Her şeye karşın, estetik denilen sözcüğün bilincinde olduğumdan, her türden zamazingoya yaklaşımda bulunabilme cesaretine sahibim…
İmdi, en sağdan en sola dek kültür ve de sanat içerdiğini iddia eden dergilere değgin düşüncelerimi özetlemeye çalışacağım…
Öncelikle başıma gelenlerden başlamakta yarar var: Sağ olsun İsmet Arslan, zor zamanlarımda olduğu gibi zaman zaman yazılarımı yayımlama kıyağında bulunuyor. Berfin Bahar dergisinin Ocak 06 sayısında bir yazımı yayımladı. Çok uzun zamandır, Berfin Bahar da içinde olmak üzere, hiçbir dergiyi okuma ihtiyacı hissetmiyordum. En azından bana verebilecekleri bir şey yoktu. Neyse, en azından yazımın çıktığı dergide kimler yazmış, ne yazmış ve nasıl yazmış… diye okumaya başladım. Daha ilk yazıdan, ilk yazardan mide ağrıları kazandım…
Örnekse Hüseyin Duman’ın on bir sayfa tutan yazısı tam bir felaketti. O yazının nasıl bir felaket olduğunu görmek için mutlaka okumak zorundasınız. Neresini size özetlesem anlatamam. Ahmet Altan’ı eleştirdiğini yada yerdiğini başlığında duyurmasına karşın, beyninde oluşan sancıların dışkısını bizlere fışkırtmanın ötesinde hiçbir şey yapmamış,yapamamış…
Yaşamımda ilk duyduğum bu imzanın ne iş yaptığını ve edebiyat aleminde nasıl bir yer edinmek istediğini bir türlü kestiremedim…
Hemen her türden yineleme, ısrar etme, bir paragraf önce yazdığını bir paragraf sonra çürütmeler, anlamsız ve sakız biçiminde tümceler oluşturmalar, bir paragraf içerisinde hem sorun hem mesele ve hem de problem sözcüklerini pekiştirme anlamında değil: Kendini ve bizi enayi yerine koyarak yineleme cesaretinde olan bu ve buna benzer yazarlar, editörü kandırabilirler, ama estetik bilinci gelişmiş okurları hiçbir zaman kandıramazlar…
Bu tür dergileri çıkaran insanlar, bizim için çok değerli de olsalar eleştirmeden duramayız. En azından, küçük bir yazıyla da olsa katkıda bulunduğumuz derginin niteliği bizi yakından ilgilendirir…
Tüm bu anlatım bozuklukları ve okuru aptal yerine koymanın ötesinde, daha acı katliamlar var: Dergi çıkarmak, toplumsal bilinçlendirme anlayışının çok uzağında seyrediyor. Ne yazık ki dergiler, ya yayıncının halkla ilişkiler müdüriyeti gibi çalışıyor yada holdinglerin kitap tanıtım bölümü gibi davranış geliştiriyorlar. Cumhuriyet Kitap Eki’ne şöyle bir göz atmak yeter de artar bile. Reklam sayfalarının yazı sayfalarını katladığı Cumhuriyet yada bir başka gazetenin kitap eklerinde: Koç, İşbankası, Yapı Kredi, Doğan, Can, İthaki, Alkım, Remzi… gibi kapitalist kitabevlerinin dışında, neredeyse hiçbir yayınevini görmeniz olası değil…
Bir partinin yada bir grubun çıkardığı dergilerde de kendilerinin dışında hiçbir şey görmeniz olası değil… |