header image
Ana Sayfa arrow Deneme arrow Kaptı kaçtı
Kaptı kaçtı Yazdır
Cuma, 31 Mart 2006
ImageUzun yıllar Sağmalcılar (Bayrampaşa) semtinde oturdum ve uzun yıllar Ford minibüslerin daracık sahanlığında ayakta yolculuk edip, hayattan bir dilim ekmek koparmak için büyük savaşım verdim. İşte o küçücük minibüslere “kaptıkaçtı” denirdi. Şimdi ne deniyor?.. Öyle minibüsler var mı?.. Bilmiyorum…

Küçücük bedenimin üst kısmında bulunan küçücük beynimle sürekli olarak düşünürdüm: Ne demek kaptıkaçtı?.. Uykulu gözleriyle, acele acele işine, emeğini satacağı yere varmak isteyen insanları, adeta kapıp kaçan bir havası vardı uzun burunlu, yorgun minibüslerin. Sanırım oradan geliyordu adı…

Bu sabah, henüz saat yedi… Kızımla yürüyoruz. Kara yağız, genç, dinamik ve çok hızlı koşabilen biri, her halinden yoksul olduğu belli olan bir kadının çantasını kaptı ve kaçtı. O denli hızlı koşuyordu ki maratona katılsa mutlaka bir sonuç elde edebilir. Bu olay dünyanın başkentinde oluyordu. Hani Refik Durbaş’ın bir şiirinde bahsettiği başkent: “Sirkeci Anadolu’nun başkenti-Sultanahmet dünyanın” dizelerine esin kaynağı olan semtin göbeğinde bir delikanlı, bir yoksul kadının çantasını kapıp kaçıyor…

Kadın donup kaldı. Kendinden geçti. Kendini unuttu. Dünyayı unuttu. Evini unuttu. Aliye dizisinin heyecanını unuttu. Dondu ve kaldı. Delikanlı kaptı ve kaçtı. Ağlamak istiyordu. Ağlayamıyordu. Gözleri doldu. Gözleri boşalamadı. Gözyaşları dondu. Çantasında on ytl varmış. Başka bir şeyi olamazmış. Durumu yokmuş. O para da çok önemliymiş. Bir de cep telefonu ve kimlikleri varmış. Kadın kendini kimliksizleştirilmiş gibi algıladı. Adeta bir nesneye dönüşmüştü. Taş kesmişti. Her yanından dram akan bir yontu gibi kaldı kadın…

Birkaç saniye sonra birileri geldi. Kadını suçladı. Niye bağırmamış?.. Bağırsa sesini duyurabilirmiş. Bağırsa yardıma gelecek olurmuş. Ben gördüm ve hiçbir şey yapamadım. Aramızda elli metre vardı. Koşup yetişemezdim. Bağırsam kimsenin geleceğini hiç sanmıyordum. Karakola gitsem hiçbir çözümün olacağını sanmıyordum. Sanmıyorum. Yüzlerce kez yolum karakollara düştü ve hiçbir soruna çözüm üretebilecek gibi örgütlenmemişti karakollar. Sadece korku veriyordu. Korku ve tiksinme duygusu. Kaç kez gözaltına alındım ve kaç kez örselendim. Güvenmiyorum karakollara…

Kadın bakkala gidiyormuş. Küçük çocuğuna bir şişe süt ve kendine en ucuzundan bir paket sigara alacakmış. Alamayacak olmanın getirdiği sıkıntı içerisinde, dişleri kenetlenmişti kadının…

Birileri bir yerlerde ciplerinin içerisinde yasak aşklarını süslemek için sevişiyorlardı. O kadının acılarını televizyon dizilerine meze edip, elde ettikleri bilmem kaç bin dolarları nerede ve nasıl harcayabileceklerinin hesabıyla meşgul…

Birileri bir burjuva dünyada “ortak vatan” kurmak için savaşım veriyor yada kendisi yan gelip yatıyor da emekçi köylüleri “cephe”ye sürüyor. Birileri günahlarını arındırmak için, her yıl iki kez hac yolunu tutuyor…

Kadın ağlıyor. Delikanlı uyuşturucuya para yetiştiriyor. Bebek sütsüzlükten ölüyor. Çok büyük servet değerinde olan ciplerde gizli aşklar inşa ediliyor. Televizyonlar yalan söylüyor. Avrupa Birliği’nin kapısında köle olunuyor. Okullarda insanlar birbirini katlediyor. Demokratik Cumhuriyetçi belediye başkanları Amerika’ya taşınıyor. Bahar kapıda. Çiçekler açıyor. Ben çok efkarlıyım…
< Prev   Next >
Duyuru
Hilmi Bulunmaz'ın yağlıboya tablolarını satınalabilirsiniz
Image






Satınalabileceğiniz tabloları görmek için tıklayın
Link
Image








OYUN
aylık tiyatro dergisi

www.tiyatroyun.com

Hilmi Bulunmaz'ın çıkardığı aylık tiyatro dergisinin web sitesini ziyaret etmek için tıklayın.
En çok okunanlar
Sitede kim var?
Şuan 30050 misafir çevrimiçi ve 1 üye çevrimiçi
  • gunay