|
Cuma, 14 Nisan 2006 |
Kendilerine şair ve yapmak istediklerine de şiir yakıştırmasını uygun gören papaz yada rahibeler, zaman zaman bir yerlerde buluşup, tütsüler eşliğinde şiir okuyorlar…
Mekanları kilise ve yazdıkları İncil metni havasında olan şairimsiler, neredeyse binlerce yıldır aynı kandırmayla önce kendilerini ve ardından kilise mensuplarını inandırmakta bayağı yetkinler…
Bizim papazlar “varlık”larını kanıtlamak için İncil’in yapraklarını andıran dergilerinde “ruh, tin, mucize, tansık…” gibi sözcükleri ağızlarından düşürmüyorlar…
Ben (ve biz), şiiri toplumsal muhalefet amacıyla kullanan insanlar, hiçbir dinden beklentimiz olmadığından, şiiri (de) bir din gibi algılamıyoruz. Şiirin mucizevi olduğunu düşünmüyoruz. Şiirin sözcüklerle oluşturulan bir ruh olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü biz (zaten) düşündüğümüz için, soyut ve hiçbir toplumsal anlamı olmayan göksel yamamalarla işimizi yapmıyoruz. Biz iş anlamına gelen şiir (şiir-iş) yapıyoruz…
En soldan, en sağa dek yarı resmi basın organlarında pörsümüş gerdanlarıyla resmi geçit yaptıran uzman çavuş kılıklı insanlar, şiire hiç de hak etmediği hakaretlerde bulunuyorlar. Şiiri, bir kilise havasıyla insanın düşünce evrenini engizisyon çamuruna batırmak için bir yavşak araç olarak kullanmak istiyorlar. Biz (ve ben), bu türden göksel yaptırımlara izin vermeyiz…
|