|
Her türlü şiir özen ve itinayla bozulur |
|
|
Pazartesi, 24 Nisan 2006 |
|
Şair olduğunu iddia eden şahıs hırslıysa, elinde olan/olmayan tüm olanakları sonuna dek zorlayarak, ne yapar eder meşhur olur. Tüm olanakları zorlamadan (da) ünlü olunabilir. Bunun yadırganacak bir yanı olamaz/olmamalı. En azından ben yadırgamam…
Müslüm Gürses ile ittifak kuran şairler ve Mazhar Alanson ile ittifak kuran şairler sayesinde, her türlü şiirin özen ve itinayla bozulabileceğine tanık oluyoruz…
Belki de başta Murathan Mungan olmak üzere, şiirlerinin yamukluğunu algılamış olan şairler, jilet sektörüne büyük katkıları olan Müslüm Gürses sayesinde, yeniden yamuklaştırılan şiirlerinin gerçek şiir olacağı kanısına varmış olabilirler…
Şairlerin yaşamdayken değerini (pek) anlamamış yada anlamak istemeyen “yakınları” tarafından arabesk burjuvaziye satılan şiirler, şimdi (de) kıç sallayan burjuvazinin eğlence merkezlerinde içkiye meze olduğunu görmek insanı çileden çıkarıyor…
Nazım Hikmet, Sabahattin Ali, Hasan Hüseyin, Ahmed Arif… gibi toplumcu şiir damarını oluşturan insanların yazdıklarını içki masasına yatırılmış meze olarak görmeye dayanamıyorum…
Her şeyin paraya indekslendiği bir zaman ve coğrafyada yaşamak bana zor geliyor. Kendilerini yaşarken arabeske teslim edenlerin tümü şiirin estetik poetikasından habersiz olduklarından onlara acımak, kendime küfür anlamına gelir. Ancak, yukarıda (da) değindiğim gibi, şiirin tümel imgelemi için ömürlerini tüketen insanların yapıtlarını arabeske teslim eden “yakınlarını” ne ben, ne de tarih bağışlar…
|