|
Cumartesi, 27 Mayıs 2006 |
Sözcüğün tam anlamıyla usta bir insan. Hemen her konuda ustalığı tartışılmaz. En azından ben tartışmam. Kırk yıla yakındır tanıdığım ve tanımaktan kıvanç duyduğum kişi. Bülent Usta, benim birçok şey öğrendiğim ve öğrendiklerimi yaşamda sınayarak, birçok kazanım elde ettiğim büyük insan…
Çingenelikle hiçbir ilgisi olmamasına, çingene sözcüğünün kıyısından bile geçen bir yapısı bulunmamasına karşın, her nedense bizim piyasada (kuyumculuk) “çingene” lakabıyla anılan Bülent Usta, çingeneleri çok sevmekle birlikte, (sanırım çingene olmadığından) bu yakıştırmayı yapanlara bayağı kızar…
Kuyumculuk alanında gerçekten eline su döken insan sayısı çok azdır. Belki de böyle bir insan bulmak olanaksızdır…
Altına ruh katan bir dünyaya sahip olan Bülent Usta, elinin değdiği her yeri ve her şeyi damıtan bir ahlak anlayışıyla hareket edebilmeyi başaran bir insan…
Daha küçücük yaşlarda ve daha incecik bileklere sahip olduğum uzun yıllar önce, Bülent Usta’ya çırak durunca, özellikle el kalemi konusunda son derecede yararlandığım biri…
Oğlu Cem ile o denli büyük bir uyum içerisinde hayat biçimi örmüş ki kendine, hayret etmemek olanaksız. Aynı atölyede onlarca yıldır oğluyla birlikte üretim yapan Bülent Usta, birçok insanı “kıskandıran” bir aile yaşamı sürdürüyor…
Kuyumculuk mesleğine başladığım (yaklaşık kırk yıl önce bana mesken olan) Kızlarağası Han’da atölye işleten Bülent Canay, her zaman gönlümde taht kuran nitelikli bir usta. Bir saniye olsun aklımdan çıkmayan siluete sahip olan Bülent Usta, elindeki “sihirli değnek” sayesinde tüm insanlarla iletişim kurabilme yeteneğine ulaşmış ender insanlardan biri…
|