|
Salı, 30 Mayıs 2006 |
İnsan. Donanımlı kişi. Cemaat toplumu olmayı aşamamış bir coğrafyada birey olabilmeyi başarmış ender insanlardan. İrade kullanabilme yeteneği gelişmiş biri…
Bazı insanları çok kolay ve bazı insanları çok zor tanımlayabilen bir yazarım. İsmail’i nasıl tanımlayabileceğimi bilmiyorum. Kolay yada zor… Bilmiyorum…
Sarışın. Bir tutam Atatürk anıştırıcısı, bir tutam Nazım Hikmet fotokopisi. Tipik bir patron olamama durumu yaşatıcısı…
İnsan olduğundan, insanlara insan muamelesi yapan sürrealist. Gerçekçilikten uzak ve her zaman tuzağa düşebilecek potansiyel…
Aklı “selim” olduğu konusunda kuşkum var. Ben ne denli aklı selimsem, o da o denli aklı selim. Selim yada Selime adlarına karşı özel duyarlılığa sahip. Edirne kentinde bulunan Selimiye Camii en sevdiği mimarlık yapıtıdır…
Toplumsal olaylara karşı son derecede duyarlı ve her anlamda estetik bilinci gelişmiş biri olan İsmail, benim ona verdiğim değerden çoğunu bana layık gören bir fani…
Çember çevirmesi, misket oynaması, aşık atması, hayal kurması… gereken yaşlarında çalışmak zorunda kaldığından, kendini “emekçiliğe mahkum” olarak tanımlayan İsmail, çok büyük ihanetler görse de işçilere karşı olan sıcaklığını bir türlü yitirmeyi “başaramayacak” denli yüce yürekli bir insan…
Konuşmayı seven, hem de delice seven İsmail, nereli olduğunu bilmesem, hemen Karadenizli diye kodlayabileceğim denli şen-şakrak biri. Muhabbetkuşunun şakraklığı bile İsmail’in yanında hafif kalır…
Revaç kuyumculuğun kurucusu ve sürdürücüsü olan Muzaffer Kırtık’ın ve tüm insani tavırla yaşayan insanların yakın dostu olan İsmail, ne zaman karşılaşsak olumlu enerji yükleyen beyniyle, bende kalıcı insanlık duyguları pekiştiren bir zat-ı muhterem. Gerçekten çok muhterem biri. Politikacı olamayacak denli muhterem ve dürüst bir insan…
Sanatsal düzlemin farkında, sanatçının değil de sanatın dostu olunabileceğinin bilincini taşıyan yüreğiyle doğrulardan yana harita çizebilecek denli bilge biri…
Beş harfli sözcüğü bir kez daha yinelemek istiyorum: İnsan…
|