|
Cumartesi, 10 Haziran 2006 |
Anadolu’nun göbeğinde göbeği kesilip, taşı toprağı altın diye nitelenen İstanbul’a göç eden her insanın yaşadıklarını yaşamış olan Alaattin, kendini var edebilmiş ender insanlardan biri…
Tam bir yaşam emekçisi. Her durumda ve her zaman emekten yana tavır düşüren Alaattin, onlarca işçi çalıştıran işyerlerine sahip olmasına karşın, bir zamanlar DİSK’in kortejinde attığı slogan ve düzene karşı düzenledikleri grevlerin etkisini hala üzerinde taşımayı becerebildiğinden, işçilerine patronluk yapabilmeyi bir türlü sağlayamıyor. İşçilerinin refahını önemseyen Alaattin, tarihsel gerçekçiliğe karşı gelmekle de bir tür acayiplik oluşturuyor…
Çok uzun yıllardır tanıdığım ve bu tanışıklıktan onur duyduğum Alaattin, işyerimin bulunduğu Onur Han’ın adına en çok yakışan kişisi. Tam bir onur anıtı olarak yaşamını sürdüren Alaattin, çevresindeki tüm onurlu insanlarla ilişkisini sınırsız bir boyutta yaşama katmasını bilen biri…
Selçuklu İmparatorluğu’nun yaşama alanında dünyaya gelmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentinde ekmek parası kazanması ve her türden insanla sürdürdüğü insani ilişkileri nedeniyle, tam bir insan hamuru olmuş durumda. Hamurunda hiçbir yalan-dolan bulunmayan Alaattin, bu dürüstlüğü sayesinde piyasa değerlerinin ötesinde bir donanımla işlerini tıkır tıkır yürütebilme becerisine sahip bir zat-ı muhterem…
Kumu cama dönüştüren ateşin karşısında yıllarca “yanan”, kuyumculuk piyasasında “pişen” ve insani ilişkilerle toplumsal anlamda “olan” Alaattin, Yunus Emre’nin “hamdım, yandım, piştim, oldum” sözlerini hayata geçirebilme yeteneği olan ender insanlardan biri…
Çok erken uyanan (neredeyse uyumayan) ve yine çok erken saatlerde işyerinin kepenklerini bizatihi kendisi açan Alaattin, işçilerine örnek olan “militan ruhlu bir işçi gibi” yaşayan, inanılmaz insani donanıma sahip bir “patron”…
Araştıran, okuyan, dinleyen, küçümsemeyen, hiçimsemeyen… ve damıtılmış insan karakterini içselleştirmiş bir “derviş” olan Alaattin, Anadolu’nun toprak kokusunu yanı başından eksik etmeyen bir “köylü”…
Darda kalana geniş oylumlu elini veren, ölümcül duruma düşenlere Lokman Hekim gibi davranan, dertleşmek isteyenlere “bedava psikiyatr” olan Alaattin, o denli insani sorunlarla boğuşan biri ki an geliyor kendi sorunlarını unutabiliyor…
Küçük bir krizde tüm işçilerini kapı önüne koyabilme düzeysizliğini gösteren feodal kafalı işverenlere hiç benzemeyen Alaattin, bıçak kemiğe dayansa bile hiçbir işçisini kapıya yaklaştırmayan bir büyük insan…
Onlarca yıldır “döküm işi” yapan kuyumculuk mesleğinde, çok sonradan mesleğe başlasa da önemli bir düzlem oluştura Alaattin, bu döküm işi denilen alanda resmen “number one”…
Dünyanın her yerinden insanların ziyaret edip, akıl danıştığı Alaattin, bu durumunu tamamıyla duyarlılığının sayesinde elde etmiş bulunuyor…
|