|
Çay bahçesine vuran güneş |
|
|
Cuma, 30 Haziran 2006 |
|
Bu sabah, her sabah yaptığım gibi çay bahçesini gözlemlemekle başladı günüm. Hemen her gün aynı durumu gözlemlemenin oluşturduğu dinginlik nedeniyle yarı uykulu bir ruh halindeydim…
Göz kapaklarımı zor tutuyordum. Ancak birden güneşin parladığını ve büyük mutluluğa çağrı yaptığını düşündüm. Hemen ardından anne serçe ve yavrusunun oynaşmalarına tanık oldum. Hem oynuyor ve hem de yiyecek arayışına giriyorlardı. Buldukları yiyecekleri de paylaşmasını çok iyi biliyorlardı. Yavrunun savunmasız ve dayanıksız olduğunu bilen anne serçe, kendi yemeden önce yavrusunu doyurmaya çalışıyordu. Bu da bana sonsuz mutluluk veriyordu…
Masalarda yapılan günlük ve sıradan konuşmalar hiç dikkatimi çekmiyordu. Dinlemek bile istemiyordum. Büyük bir uğultunun ötesine geçmeyen bu sıradanlıktan nefret ediyordum…
Serçelerin kanatlarına vuran güneşin oluşturduğu pırıltı son derecede hoş bir görünüm sergiliyordu. Oynamaları, yemeleri, kanat çırpmaları, uçuşmaları, pike yapmaları, ötüşleri, coşkuları… beni neredeyse kanatlandıracaktı…
Her anını bir fotoğraf makinesi gibi gözlemlediğim durum, yeniden yaşama sevinci içerisine girmemi sağladı. Masadan hızla kalktım ve yarım kalan işlerimin başına geçtim. Günlük programımı gözden geçirdim. Kimlerle, hangi konuda görüşeceğimi düzenledim. İnceleyeceğim konuları irdeledim. Yazılarıma yeniden başladım…
Parlak bir güneş ve yaşamı paylaşan serçeler, güne sevinçle başlamamı sağladılar. Karar verdim: Bundan böyle her sabah serçelere yiyecek bir şeyler getirecektim…
|