|
Perşembe, 06 Temmuz 2006 |
|
Bazı insanlar yazmadan duramazlar. Ben de o insanlardan biriyim. Nedenini tam olarak bilemediğim bu yazma eylemim, belleğimin canlı kalmasını sağlıyor. Hiçbir toplumsal görev bilinci nedeniyle yazmasam bile bireysel varsıllığım için yazmanın sonsuz yararlarını görüyorum…
Bir zamanlar (yakın zaman önceye dek) selülozik ortamda yazılar yazarken, bu Internet denilen zamazingonun ortaya çıkışıyla yada ben bu zamazingonun işlevini algılamamamla birlikte “sanal ortam” bünyesinde yazılarımı sürdürüyorum. Her an yazı yazıp, yayımlama olanağına sahip olduğumdan ve (şimdilik) bir sansürle karşılaşmadığım için bun zamazingodan hoşnut durumdayım. Hiçbir kazanım elde etmesem bile yazarlığımı geliştirdiği kanısındayım…
Bu arada okurluk düzeyim ve düzlemim de değişiyor. İlk zamanlar “gerici” inadım nedeniyle elimde tuttuğum, kokusunu duyduğum, hışırtılarını dinlediğim kağıdın dışında hiçbir şey okumayacağımı sanıyordum. Bir yerde direniyor/diretiyordum. Zamanla (zorunluluktan) bu ekranda okuma işine de alıştım. Gericilikten kurtulduğum için kendimi “ilerici” sandığım anlar bile oldu. Sanallık ve sanmak… Birbirine yakın ve aynı kökten gelen iki sözcük beni avutmayı sürdürüyor…
En önemlisi (benim için) ne zaman selülozik ortamda yayımcılık yapsam milyarlarca lira yitiriyordum ve soframızda bir çorba bile olamayabiliyordu. Kapitalist toplum kurallarıyla yaşamak zorunda kalan ben, sosyalist kurallarla yayımcılık yaptığımdan yiyecek ekmek bulamıyordum. Bu Internet denilen zamazingo sayesinde kapitalist kurallarla yaşarken, bir yandan da sosyalist nitelikli işler yaptığım sanısına (yine “san” kökünden bir sözcük) varıyorum…
|