|
Perşembe, 02 Şubat 2006 |
Hiç susmayan biriydi. Her an konuşurdu. Susarsa öleceğini sanırdı. Konuşmadığı zaman da türkü söylerdi. Yanı başında hiç kimse olmasa bile türkü söylemeyi bırakmazdı. En çok sevdiği türkü de “huma kuşu” idi…
Sesinin güzelliğinin farkındaydı. Yakın çevresi de farkındaydı. Gel gelelim dünya bu güzelliğin farkına varması için daha fazlası gerekiyordu…
Yakın arkadaşlarının sürekli söylemesiyle, kendini “manifaturacılar çarşısı”nda buldu. Anadolu’nun bağrında kopup gelen yeni yetme sesleri yutan ve kusan bu çarşı, onun da sesini yutabilirdi…
İlk uğradığı p-k-c’ciye (plak-kaset-cd) durumunu anlattı. Gün görmüş bu p-k-c’ci, onun sesinin harika olduğunu ve on bin dolar bulursa daha iyi olabileceğini, en ince ayrıntısıyla anlattı. İnanmış ve iman etmiş olarak Kasımpaşa’nın yolunu tuttu. Zindan Arkası semtine gelince, gerçeklerle yüz yüze gelmeye başladı…
Erzurumlular derneğine varır varmaz, yüzünün kırmızılığından bir durum olduğunu anlayan arkadaşları, işin aslını öğrenebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Çok sevdiği demli çayların biri gidip biri geldi. Kırtlama içtiği çaylardan öyle mayıştı ki…
Hele bir de uzatılan uzun Marlboro paketi tüm düşlerini harekete geçirdi. Daldı gitti…
Gerçekten on bin doları bulabilecek miydi?..Gerçekten p-k-c yapabilecek miydi?..Gerçekten meşhur olabilecek miydi?..Gerçekten milyonlarca dolar kazanabilecek miydi?..Gerçekten düşlerinde gördüğü sarışına sarılıp gerdeğe girebilecek miydi?..
Saat geç olmuştu. Bu ülkenin dernekleri polisin insafına terk edildiği için, hemen boşaltılıp kapanması gerekiyordu…
İspirli Mustafa bağırdı: ne düşünüp duruyorsun Mehmet?..
Mehmet düşlerinden sıyrıldı: yok bir şey be abi, öyle dalıp gitmişim.Yarın inşaatta kullanacağım demirin hesabını yapıyordum…
Tam kapıdan çıkıyordu ki, polisler geldi ve yarın 1 Mayıs olduğunu, böyle işçi kılığıyla ortalıkta dolaşırsa gözaltına alacaklarını haykırdılar…
Mehmet hem yürüyor ve hem de inşaatta dinlediği 1 Mayıs’ı mırıldanıyordu…
|