|
Yok etme sanatı!.. |
|
|
Pazartesi, 25 Aralık 2006 |
Kim ne derse desin, yok etme sanatında bayağı ileri düzeyde bir ulusuz. Her şeyi yok eden yapımız, yok edecek bir şey bulamayınca, insanları yok etmeye kurgulanmış…
12 Eylül Faşizmi sürecinde insanları yok eden ülkemiz, bir de kendisine uygun olan Kimsesizler Mezarlığı oluşturmuş. Katlettiği insanların kimsesiz olduğunu varsayan egemenler, örnekse Hasan Ocak ve birçok insanı önce yok etmiş, ardından da Kimsesizler Mezarlığı’na gömüvermiştir…
Acar Burak Bengi adlı edebiyat araştırmacısının ısrarlı katkılarıyla ortaya çıkan bir yok etme işlemcesinden bahsetmek istiyorum…
Mızrak çuvala sığmayınca, gazetelerin “light” eklerine dek sızan bu yok etme işlemcesi, daha çok Rus yazarların yapıtlarının sansürlenmesiyle ilgili. Başta Tolstoy olmak üzere, Rus edebiyatına yoğunlaşan Burak Bengi’nin tavrı nedeniyle bu alanda bilgi sahibi olabiliyoruz. Bir başkası çıkar da İngiliz edebiyatı yada Portekiz edebiyatına uyguladığımız sansürü gündeme getirirse, kim bilir oralardan neler çıkar?!.
Edebiyat araştırmacısı Bengi’nin yaptıklarını (daha çok) www.coskunbuktel.com adlı siteden izliyor ve gerek duyduğumda, sitemizde değiniyorum…
Cumartesi günü, Coşkun Büktel aradı ve Vatan gazetesinin Bizim Kahve ekinde, Bengi’nin “neden olduğu” sansür haberini okumamı salık verdi…
Gazeteyi hemen satın alıp, okudum. Oysa Internet’ten de yayın yaptığını öğrendiğim gazeteye para verdiğim için üzgünüm…
Şu anda Internet’teki sürümünden okuyarak, sizlere (de) aktarmaya çalışıyorum…
“Türkler’i barbar gösteren Dostoyevski romanında tadilat” başlığıyla verilen haberin hemen altında koyu harlerle yazılan bölümü aktarayım:
“Dünya edebiyatının en önemli ‘edebi mirası’ Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin ölmeden üç ay önce tamamladığı, yaklaşık 400 bin kelimelik dev romanı Karamazov Kardeşler, Türkçe’ye çevrilirken sansüre uğradı. Romanda ‘Türkler kadın ve çocuklara tecavüz ediyor. Akıl almaz işkenceler yapıyor’ gibi ifadeler yer alıyor. Oysa kitabın 10 ayrı Türkçe çevirisinde Türkler yerine ya ‘adamlar’ ya da Çerkez denilmiş! Bu bölümün tamamen atıldığı çeviriler de var”
Haber uzun… Gerekirse, geniş biçimde bahsedeceğiz… Ancak hemen, haberin altında sorular var ve bazı “yetkin” kişiler yanıtlamış… Önce soruyu alalım ve (şimdilik) ardından Nihat Tuna’nın yanıtını:
“Suçlu kim? a) Çevirmen b) Yayınevi müdürü c) Editör d) Hiçbiri”
“Çevirmenin hatası
Nihat Tuna (İletişim Y.G. Müdürü)
Bu tamamen çevirmenden kaynaklanan bir yanlışlık. Bir arkadaşımız e-posta atıp bu konuda uyarınca biz de kitabı çeviren arkadaşımızı aradık. Kitabı İngilizce’den değil, Rusça’dan çevirmişti. Rusça baskısını kontrol etti. O zaman (50’li 55’li yıllar) politik durum müsait olmadığı için böyle çevirdiğini söyledi. Gerekli değişikliği yaptık. Şu anda kitap aslına uygun. İkinci baskıdaki eksikliklere gelince, her satırda Türk demek zorunda değiliz. Paragrafı okuduğunuzda anlatılmak istenen gayet net bir şekilde anlaşılıyor.”
Demek ki, bir yayınevinde görev yapan editör yada yayın müdürü denilen kişinin tek görevi çevirmenleri eleştirmekmiş!..Demek ki, koca yayınevlerini editörler değil, e-posta atan “arkadaşlar” yönetiyormuş!.. Demek ki, kitap asıl dilinden (örnekte Rusça) değil de başka dilden çevrilirse (örnekte İngilizce) denetleme gereksinimi duyulmuyormuş!.. “O zaman, 50’li yıllar 55’li yıllar (50’li yılları anlayabiliyorum: 50, 51, 52… Ne var ki 55’li yılları anlayamıyorum…HB) politik durum müsait…” değilse, adam gibi yayımlarsınız ve resmi faşizm sizi yargılar. Hiçbir işe yaramazsanız, belge olarak (Murat Belge’den bahsetmiyorum) mahkeme tutanaklarında yaşar ve tarihe çentik atmış olursunuz. Bu arada, Tanrı buyruğu mu var Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler romanı Türkçe’ye, hem de sansürlenerek çevrilecek diye?!. “Gerekli değişikliği yaptık.”ne demek?!. Elinde tüm yetkileri bulunduran general gibi konuşuyorsunuz!.. “…her satırda Türk demek zorunda değiliz…” Tam bir derebeyi, mafya ağzı!.. Canım kardeşim Dostoyevski’yi katletme hakkını size Nobel Ödülü sahibi Orhan Pamuk mu verdi?!. Yazar nerede ve nasıl “Türk” demişse, aynen çevirmek zorundasınız!.. Korkuyorsanız çevirmeyin!..
Yaklaşık otuz yıl önce satın alıp, o zamanki heyecanımla okuduğum Gorki’nin “Çocukluğum” adlı yapıtını (yeniden) okuyorum… Ülkemiz ve dünyanın değişebilirliğini algılamak için, her türden kitaba yöneldiğim gençliğimde, ne yazık ki yayınevi ve kitapevi ayrımı yapmazdım. Özellikle kendilerine “sol” tabelasını uygun gören yayınevlerine karşı, neredeyse bir “önyargım” vardı; bizimkiler her şeyin doğrusunu yaparlar!.. Özellikle Ararat Yayınevi gibi yayınevlerinin “korsan” olduğunu ve ellerine geçirdikleri tüm güçleriyle “sanatı katlettiklerini” çok sonraları algıladım. Devrimci duyarlılığım ve toyluğum nedeniyle otuz civarında kitap satın alarak, küçük bir servet bıraktığım Ararat’ı yaşamım boyunca bağışlamayacağım. Son derecede ilkel, yazım ve dizgi yanlışlarıyla “bezedikleri” kitapları, 12 Eylül Faşizmi öncesi, insanlarda varolan duygusal devrimcilikten yararlanarak, “toptan” satan ve duyarlılığımızı iğdiş eden bu yayınevi ve bu türden yayınevlerini sonuna dek eleştireceğim…
Her şeye karşın, (tüm pisliklerine karşın!) Ararat bile, İletişimci Nihat Tuna gibi davranmamış ve örnekse 256. sayfada, hem de dipnot vererek (1877-1878 Rus-Türk savaşı) Türkler’den bahseden bölümü sansür etmeyi düşünmemiş:
“…oğlan da kılıcının kabzasıyla sakalını kaşıyor, arada bir esniyordu.
Dedem:
- Demek savaşa gideceksiniz?diye sordu.
- Muhakkak!
- Çok iyi. Türkleri yenmeliyiz…”
Soruya bir kez daha gelelim: “Suçlu kim? a) Çevirmen b) Yayınevi müdürü c) Editör d) Hiçbiri”
Biz hemen yanıtımızı verelim: Hepsi; çevirmen, yayınevi müdürü, editör, yayınevi sahibi, okur, yazar, aydın, münevver, entelektüel, düşünür, şair, ressam… tümü…
Bu arada çok önemli bir iş yaptığına inandığımız Acar Burak Bengi’den bahseden bir bölümü de buraya aktaralım:
“Tolstoy da sansürden nasibini aldı
Acar Burak Bengi’nin araştırmalarına göre, Türkçe’de sansürlenen tek yazar Dostoyevski değil. Tolstoy çevirilerinde de bir dizi tahrifat bulunuyor. Hatta bunun da ötesinde Tolstoy’un Müslüman ilan edilmesine varan bir dezenformasyon bile söz konusu. Bengi’nin yakında Yokuş Yayınları’ndan çıkacak ‘Sansürlenen Tolstoy’ adlı kitabında bütün bu iddialar yanıtlanıyor; sansürlü cümleler, paragraflar tek tek gösteriliyor.”
…
Üşengeçlik yapıp gazetenin Internet sitesine girmeyeceğini varsaydığımız okurlarım için, münevver, aydın, entelektüel kişilerin, gazeteye verdikleri demeçleri de diyalog biçiminde yazayım:
Soru belli; “Suçlu kim?”
H – Sayın Murat Belge, sansür için ne diyorsunuz?
M. B. – Kitapların sansürlenmesi doğru değil.
H – Dostoyevski bize düşman mı?
M – Dostoyevski’nin Türk dostu olması gerekmez.
H – Söyledikleri doğru mu?
M – Söyledikleri doğru da olabilir, yanlış da…
H – Sansür edilmeli mi?
M – Olan olmamış gibi gösterilemez.
H – Neden sansüre başvuruluyor?
M – Tam olarak bilmiyorum ama kanunlar yüzünden böyle bir şey yaşanmış olabilir.
H – Kanunlara karşı savaşım vermek dururken…
M – Bazen kanunlara aykırı olduğu için de sansür yapmak zorunda kalınıyor.
H – İnanılır gibi değil!..
M – Ben de bir kitabın ismini değiştirmek zorunda kalmıştım uzun yıllar önce.
H – Kendinizden iğrendiğiniz oluyor mu bu nedenle?
M …”
Tahsin Yüceeel!..
H – Dostoyevski’ye gıcık olduğunuz anlar oluyor mu?
T – Dostoyevski’nin Türkler’e karşı olan tavrı sadece Karamazov Kardeşler’le sınırlı değil.
H – Anlaşılmaz bir şey sizin için galiba!..
T – Dünyanın en büyük romancısının hiç gereği yokken Türkler aleyhinde atıp tutma hakkını kendinde bulması çok tuhaf.
H – Ne yapalım? Sansürleyelim mi?
T – Ancak ne olursa olsun, yüzyılı aşkın bir süre önce söylenmiş bir takım şeyleri alıkoymamak gerekir.
H – Başka türlüsü olanaksız!..
T – İster doğru, ister yanlış olsun.
H – İsterse yapısalcı olsun!”
Hilmi Yavuuuz!..
H – Sorumlu kim?
HY – Bu tür durumlarda baş sorumlu çevirmendir.
H – Başka?
HY – Tabii editörün de satır satır denetlemesi gerekir.
H – Editörü kim denetleyecek?
HY – Ancak ne yazık ki Türkiye’de editör kullanan yayınevi çok az.
H – Editörler ne işe yarıyor?
HY – Çoğu zaman editörler kitabın sadece Türkçesi’nde düzeltmeler yapıyor.
H – Peki ne yapmak gerekir?
HY – Ben olsam dava açardım.
H – İstanbul Kültür Dükalığı’nın başındayken, devrimci tiyatrolara tüm olanaklarınızı sonuna dek esirgiyordunuz. Onlar da size dava açarlarsa iyi mi?!.”
Bir gazete için geniş sayılabilecek bir oylumda ele alınan konuyu www.vatangazetesi.com.tr adresinden okuyabilirsiniz…
|
|